Uncategorized

Nilay ÇETİN tez çalışması

TAPU KAYITLARININ TASHİHİ DAVALARI

 

Giriş

Tashih, düzeltme anlamına gelmekte olup, tapu kayıtlarının tashihi ile ifade edilmek istenen; tapu kütüğünde gerçeği göstermeyen kayıtların gerçek hakkı gösterir hale getirilmesi için yapılan tapu sicili işlemleridir.

Her şeyden önce belirtmek istediğim husus şudur ki; 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunun ilgili maddelerinde tahsisten ziyade “düzletme” terimi kullanılmıştır. Ben de bundan sonraki açıklamalarımda tahsis yerine düzeltme şeklinde ifade etmenin daha uygun olduğunu düşünüyorum.

Konuya ilişkin düzenlemeler başta Türk Medeni Kanunun olmak üzere, Kadastro Kanunu, Orman Kanunu, İskan Kanunu ve Tapu Sicil Tüzüğünde yer almaktadır.

Tapu Kayıtlarının Düzeltilmesi konusu pek çok alanda (yolsuz tescilin düzeltilmesi, sınır ve yüz ölçümü düzeltilmesi, ad-soyadı düzeltilmesi vb.) uygulama noktası bulurken ilk olarak ele alacağım yolsuz tescilin düzeltilmesidir.

 

YOLSUZ TESCİLİN DÜZELTİLMESİ

 

Yolsuz tescil, MK.’nun 1024/2. Maddesinde; “Bağlayıcı olmayan bir hukuki işleme dayanan veya hukuki sebepten yoksun bulunan tescil, yolsuz tescildir.” Şeklinde yer alırken doktrinde de çeşitli tanımlamalar yapılmıştır. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 06.04.1995 – 4047/5137 sayılı kararı ise; “Tescil işlemi, gerçek malik ve gerçek hakkın kapsamını göstermiyorsa, o tescil, doğru tescil değil, Kanunun deyimi ile yolsuz bir tescildi.” Demek suretiyle tanımlamıştır.

Yolsuz tescilin varlığı halinde düzeltme durumu incelenirken, ilgili mevzuat ve doktrinde yer alan görüşler çerçevesinde şu şekilde bir ayırım yapmak yerinde olacaktır;

  • Tescil yapılırken mevcut olan veya meydana gelen yolsuzlukların düzeltilmesi,
  • Hakta meydana gelen değişiklik nedeniyle gerçek hak durumuna uymayan tescillerin düzeltilmesi,
  • Özel kanunlardaki hükümlere göre tapu kayıtlarının düzeltilmesi,
  • Diğer kayıtlardaki yolsuzlukların düzeltilmesi.

 

  • TESCİL YAPILIRKEN MEVCUT OLAN VEYA MEYDANA GELEN YOLSUZLUKLARIN DÜZELTİLMESİ

 

Tescilin baştan itibaren yolsuz olması halinde bunun sebebinin tescilin kurucu unsurlarındaki sakatlıktan yahut tapu memurunun hatasından meydana gelmesi halinde uygulanacak usul farklı olacaktır. Bu nedenle iki durumu ayrı ayrı ele almak gerekir.

 

  • Tescilin Kurucu Unsurlarındaki Sakatlık veya Eksiklik Nedeniyle Yolsuz Olması Halinde Düzeltme

 

Tescilin kurucu unsurlarındaki sakatlık veya eksiklikler nedeniyle yolsuz olması, bağlayıcı olmayan bir işleme dayanması yahut hukuki sebepten yoksun olması anlamına gelmektedir. Şayet tescil haklı ve geçerli bir nedene dayanmıyorsa bu takdirde anlaşmaya dayanan düzeltme ve tapu kaydının düzeltilmesi davası olmak üzere iki imkan yer almaktadır.

  • Anlaşmaya Dayanan Düzeltme

 

Hukuki sebebi bulunmayan veya bağlayıcı olmayan bir hukuki işleme dayanan tescillerin MK.’nun 1025. Maddesinde yer alan yolsuz tescilin düzeltilmesi davasını açmaksızın anlaşma suretiyle düzeltilmesi doktrinde hakim olan görüştür. Ancak söz konusu anlaşmanın resmi şekilde yapılıp yapılmaması gerektiği konusu tartışmalıdır. Kanunda her hangi bir şekil öngörülmüş değilse de yolsuz tescili düzeltmenin yeni bir tescili bağlı olması durumunda resmi şeklin varlığının aranması gerektiği görüşü ağırlık kazanmaktadır.

Gerek MK.’nun 1027. Maddesi gerekse TST.’nün 85. Maddesi “ilgililerin rızaları” ndan bahsetmektedir. İstisnai durum dışında, tapu sicili üzerinde işlem yapılabilmesi için öncelikle ilgililerin Tapu Sicil Müdürlüğü’ne başvuruda bulunması ve bu başvurudan sonra yazılı olurlarının alınması gerekmektedir.

Şayet terkinle düzeltilebilecek bir yolsuz tescil söz konusu ise anlaşmaya gerek kalmaksızın tek taraflı terkin talebi düzeltme için yeterli olacaktır.

Tapu kaydıın her türlü hukuki değerini kaybetmesi halinde ise yine tek taraflı terkin talebi kafidir.

  • Tapu Kaydının Düzeltilmesi Davası İle Düzeltme

MK.’nun 1025. Maddesinde;

“Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş veya bir tescil yolsuz olarak terkin olunmuş ya da değiştirilmiş ise, bu yüzden ayni hakkı zedelenen kimse tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir.

İyi niyetli üçüncü kişilerin bu tescile dayanarak kazandıkları ayni haklar ve her türlü tazminat istemi saklıdır.”

Hükmü yer almaktadır. Burada ön görülen dava, baştan itibaren yolsuz tescile ilişkindir. Şayet tescil, dayandığı kurucu unsurların eksik veya sakat olması yüzünden yolsuz ise, bir başka anlatımla, haklı ve geçerli bir sebebe dayanmıyorsa, bu tescil nedeniyle ayni hakkı zedelenen kimse, adı geçen davayı açabilecektir. Doktrinde ve uygulamada, çeşitli isimlerle yer almakla birlikte ben “Tapu Kaydının Düzeltilmesi Davası” terimini kullanmayı tercih ediyorum.

Tapu kaydının düzeltilmesi davasında amaç, gerçek durumu yansıtmayan tescil, terkin ve şerh veya beyan işlemlerinin gerçek durumu yansıtır hale getirilmesidir.

Doktrinde bu davanın, yolsuz terkin ve düzeltmelerde açılabileceği gibi, yolsuz şerh ve beyanlarda da açılabileceği kabul edilmektedir.1

Kural, düzeltme davasının asli sicillerden tapu kütüğü ve kat mülkiyeti kütüğünde yer alan işlemelere karşı açılabilmesi olsa da tapu kütüğünde diğer ana sicillere yollama yapılması hallerinde “tapu siciline güven” ilkesi göz önünde bulundurularak yollama yapılan siciller bakımından da açılabileceği kabul edilmektedir. Yine güven ilkesinin geçerli olduğu planlar bakımından da durum aynıdır. Fakat ayni haklara etkisi bulunmayan fer’i siciller ile taşınmazların vasıflarını gösteren ve taşınmazları teşhise yarayan bilgiler içeren kayıtlar bakımından bu davanın açılması mümkün olmamaktadır.

Bu konuda önemli olan bir başka nokta ise, tapu kayıtlarının düzeltilmesi davasının sadece kurucu tesciller değil açıklayıcı tesciller bakımından da açılabileceğidir.

 

Davanın Hukuki Niteliği

Tapu kaydının düzeltilmesi davası, ayni dava – şahsi dava ayrımı bakımından incelendiğinde, kural olarak ayni niteliktedir.

Doktrinde bu davanın bir tespit davası olduğu ve tescilin yolsuzluğunu tespit eden mahkeme kararına dayanılarak yolsuz tescilin düzelttirilebileceği kabul edilmektedir. Fakat uygulamaya bakıldığında mahkemelerin yolsuz kaydın iptaline karar verdiği görülmektedir. 2

Düzeltme davası, gerçek malik tarafından sicilde yolsuz olarak malik gözükene karşı açılıp fiili zilyetliğin sağlanması da talep edildiği zaman bir istihkak davası, sicil de yolsuz olarak kayıtlı sınırlı ayni hak sahibine karşı açılıp, fiili müdahalenin men’i de istendiği zaman müdahalenin men’i davası niteliğindedir. Şayet fiili zilyetliğin sağlanması talebi de söz konusu ise, dava, bir eda davası niteliği kazanacaktır. 3

 

 

 

 

Davada Taraflar

Davacı;

MK.’nun 1025. Maddesi göz önünde bulundurulduğunda düzeltme davasının yolsuz tescil nedeniyle ayni hakkı zedelenmiş olan diğer bir değişle gerçek hak sahibi olan kimselerin açabileceği görülmektedir. Ancak, madde metninde “tescil, terkin ve değiştirme” kavramları yer alıyor olsa da ayni hak sağlayan şahsi hak şerhlerindeki yolsuzluklarda da aralarındaki benzerlik nedeniyle düzeltme davasının açılabileceği kabul edilmektedir. Bu durumda dava hakkı, ayni etkili şahsi hakkı zarar görmüş olan kişiye ait olacaktır.

Yolsuz tescil nedeniyle adına ayni hak kurulmuş olan kimse, gerçekte bir ayni hak kazanmış olmayacaktır. Onun sahip olduğu yalnızca bir ayni hak karinesi olarak ifade edilebilir ve buna bağlı olarak da taşınmaz üzerinde sonradan gerçekleşebilecek bir tescile karşı koyabilecektir. Bu şekilde bir yolsuz tescil, hak sahibi olarak gözüken kişi bakımından haklarının zedelenmesinin tersine onun yararına bir durum ortaya çıkacaktır. Aynı şey, yolsuz tescil edilmiş sınırlı ayni hak sahipleri ile yolsuz tescil edilmiş ayni etkili şerhten yararlananlar açısından da söz konusu olabilecektir. Adına yolsuz tescil yapılan kimse, bu tescilden kendisi yararlanmakta olmasına rağmen tapu kaydının düzeltilmesinden bazı yararları da bulunabilir. Örneğin; zorunlu sigorta gibi bir takım mali yükümlülüklerden kurtulmak istiyor alabilir. Ancak, bu kişi gerçek hak sahibi olmadığından düzeltme davası açamayacaktır. Buna karşın , İsviçre’de doktrin ve Federal Mahkeme, haklı bir sebep olmaksızın adına yolsuz tescil yapılan kişinin de şayet kaydın tashihinde korunmaya değer bir hukuki yararı varsa bu davayı açabileceğini kabul etmektedir. 4

Müşterek mülkiyetin varlığı halinde, her paydaş kendi payı açısından bağımsız olarak bu davayı açabilmektedir. Ayrıca, MK.’nun 693/3. Maddesinde müşterek mülkiyette paydaşlardan her birinin bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen sağlayabileceği yer almaktadır. Bu bağlamda, paydaşlardan birinin korunmaya ilişkin olarak açacağı davada verilecek hükmün taşınmazın tamamı bakımından kurulması zorunlu hale gelecektir. Fakat taşınmazın tamamını ilgilendiren bir düzeltme davasının varlığı söz konusu ise davanın, paydaşlar tarafından birlikte açılması gerekmektedir. Çünkü, müşterek taşınmaz malın paydaşlardan herhangi birisinin, korunmaya ilişkin olarak taşınmaz malın tamamına müdahalenin önlenmesini dava edebileceği kabul edildiği halde, müşterek mal sahiplerinin ancak tapudaki payı oranında bu hakkı ortadan kaldıran bir tapu kaydının iptalini (düzeltilmesini) isteyebileceği, payından fazlası için tapu iptali davası diğer bir deyişle tapu kaydının düzeltilmesi davası açamayacağı kabul edilmektedir.

İştirak halinde mülkiyet durumu incelendiğinde ise, tapu kaydının düzeltilmesi davasının tüm malikler tarafından birlikte açılması gerekmektedir.

MK.’nun İştirak halinde mülkiyet hükümlerini düzenleyen 702. Maddesinin 2. Fıkrası “Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oy birliği ile karar vermeleri gerekir.” Denmektedir. Düzeltme davası açılmasının da, mülkiyetin kullanılmasına ilişkin tasarrufi bir işlem olduğu göz önünde bulundurulduğunda bu dava açısından ortakların birlikte hareket etme zorunluluğu açıkça ortaya konulmaktadır.

Doğrudan doğruya bir ihlalin yanı sıra, ayni hakkı dolaylı olarak ihlal edilmiş bir kimse de düzeltme davası açabilecektir.

Tapu kütüğünün beyanlar sütununa yazılmış Eski Hukuk kaynaklı bir ayni hak (4722 Sayılı Yürürlük Kanunu md. 18, TST. Md.62)5 yolsuz olarak terkin edilmişse, söz konusu ayni hakkın sahibi tapu kaydının düzeltilmesi davası açabilecek ve ayni hakkının yeniden tapu kütüğüne işlenmesini sağlayabilecektir.

3402 Sayılı Kadastro Kanunu’nun 29/2. Maddesi uyarınca bir mirasçı diğerlerinin muvafakati olmaksızın dava açılabileceği gibi tek başına davaya devam da edebilecektir.

Değinilmesi gereken bir başka konu da, hukukumuz da tapu kaydının düzeltilmesi davalarında dava açma hakkının, ayni haktan bağımsız olarak devredilmesinin mümkün olmamasına, davacı sıfatının üçüncü bir kişiye devrinin ancak ayni hakkın devri ile gerçekleştirilebileceğinin kabul edilmesine6 karşın Yargıtay bu konuda farklı kararlara sahiptir.

Davalı;

Tapu kaydının düzeltilmesi davası daha önce de belirtildiği gibi ayni nitelikte bir dava olduğundan, yolsuz tescil nedeniyle sicilde hak sahibi olarak gözüken herkese karşı açılabilir. Ancak, bu noktada Medeni Kanun’un 1023. Ve 1024. Maddelerini incelemek yerinde olacaktır. Şöyle ki;

MK.’nun 1023. Maddesi, “Tapu Kütüğündeki tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.” 1024/1. Maddesi, “Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz.” 1024/3. Maddesi ise, “Böyle bir tescil yüzünden ayni hakkı zedelenen kimse, tescilin yolsuz olduğunu iyi niyetli olmayan üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya ileri sürebilir.” Şeklindedir. Bu hükümler değerlendirildiğinde tapu kaydının düzeltilmesi davasının, adına yolsuz tescil yapılan kişilere, bunların mirasçılarına ve bunlardan hak kazanan kötü niyetli üçüncü kişilere karşı açılabilecekken, lehine tescil yapılan kişilerden hak kazanan iyi niyetli üçüncü kişilere karşı açılamayacağı sonucuna varılır. Bu bağlamda, gerçekte malik olmadığı taşınmazı devreden yahut üzerinde sınırlı ayni hak kuran kişiye ancak, haksız fiil ya da sebepsiz zenginleşmeye dayanan tazminat davası açılabilecektir.

Yolsuz tescilin varlığı bilen üçüncü kişi, taşınmazı açık arttırmada kazanmış olsa bile, tapu kayıtlarının düzeltilmesi davası ona karşı yöneltilebilecektir.

Gerek iştirak halinde mülkiyet, gerekse müşterek mülkiyetin varlığı halinde düzeltme davasında husumet paydaşların hepsine yöneltilmelidir.             Bunun sebebi, elbirliği mülkiyette paydaşların zorunlu dava arkadaşı olması, müşterek mülkiyette ise bu davanın bölünemez nitelikte olmasıdır. Yukarıda yer verilen müşterek mülkiyet hali için öngörülen MK.’nun 693/3. Maddesindeki hükümden üçüncü kişiler yararlanamayacaktır.

Şayet sahte vekaletname ile mülkiyet devredilmiş ise hasım olarak tapu kayıt malikinin gösterilmesi gerekir ayrıca notere yöneltilmesine yasal bir zorunluluk yoktur.

Kadastral parsellerin imar uygulamasına tabi tutularak imar parsellerine dönüştürülmesi ile yeni siciller oluşturulur. Tapu kaydını oluşturan işlemin idari yargı kararı ile ortadan kaldırılması durumu olursa tapu kaydı kendiliğinden hükümsüz hale gelmeyecektir. Bu karar ancak ilgilisine kadastral dönülmesi için talep ve dava hakkı verecektir. Söz konusu davada Tapu Sicil Memurluğu’na husumet yöneltilemez.

Kadastro tespit tarihinden sonra ve ilandan önceki pay satın alma iddiası ile açılan davalarda dava, önceki pay maliklerine karşı yöneltilmelidir. Bu durumda Tapu Sicil Müdürlüğü davalı olarak gösterilemeyecektir.

Söz konusu bir orman ise, ormanların kullanma hakkı Orman Yönetimine mülkiyeti ise, Hazineye ait olduğundan orman niteliği ile tespiti yapılan taşınmazların konu edildiği davalar, Hazine ile birlikte Orman Yönetimine de yöneltilmelidir.

Mer’aların mülkiyeti Hazineye, kullanma hakkı ise köye aittir. Bu itibarla husumet ikisine de yöneltilecektir.

Önemli olan başka bir konu da, tapu sicilinin düzeltilmesi davalarında yasal hasım durumunda bulunanlara masraf yükletilemeyeceğidir.

Aile konutu olduğu ileri sürülen bir gayrimenkulün varlığı halinde gerek tapu kaydının iptali davası, gerek tekrar malik olan eş adına tescil edilmesi talepli dava ve gerekse aile konutu olduğuna dair şerh konulması istemine ilişkin davada husumet satışı gerçekleştiren eşe yöneltilmelidir. Konu Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 06.04.2004 tarih ve 1124/4388 sayılı kararında şu şekilde yer almaktadır;

“Davacı eş, konutu olduğunu ileri sürdüğü taşınmazın eşi tarafından davalılara satış yoluyla devredildiği Türk Medeni Kanunun 194. Maddesine göre satış için rızasının alınmadığı gibi satışı gerçekleştiren eşinin akli melekelerine yeterince sahip olmaması nedeniyle dava konusu taşınmazın davalılar üzerinde bulunan tapu kaydının iptali ile tekrar eski maliki olan dava dışı eşi adına tapuya tesciline ve bu taşınmazın aile konutu olduğuna ilişkin şerh konulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Bu durumda Mahkemece davanın satışı gerçekleştiren davacının eşi Yüksel’e yöneltilip onun da göstereceği deliller toplanıp hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekir. Eksik hasımla karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”

Satış vaadi sözleşmesinin varlığı halinde kural şahsi bir hak doğuracağıdır. Ancak tapuya şerh verilmesi halinde üçüncü kişilere karşı da sonuç meydana gelecektir. Bu durumda tapuya şerh verildikten sonra sicile kanun takyit ve şerhler lehine satış vaadi yapılan kişinin durumunu ağırlaştıramayacaktır. Çünkü, satış vaadi sözleşmesinin tapuya işlenmesi sureti ile üçüncü kişiler durumdan haberdar edilmişlerdir. Ancak bu sözleşmeye dayanarak taraflar arasında açılacak bir davada söz konusu takyit ve şerhlerin kaldırılması mümkün olmayacaktır. Aynı zamanda lehine satış vaadinde bulunulan kişi bakımından bu takyit ve şerhleri kabul etmesi de beklenemeyecektir. Bu durumda yapılması gereken; sözleşmeye dayanılarak açılacak tescil davasında davacıya kayıtlarda yer alan takyit ve şerhleri kabul edip etmediği sorularak, kabul etmemesi halinde lehine takyit ve şerh bulunan kişilere de husumetin yöneltilmesi gerekecektir.

Geçit hakkı kurulması ve yahut kaldırılması halinde gerek lehine gerekse aleyhine hüküm kurulacak taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur.

İflasın açılması halinde müflisin tasarruf yetkisi kısıtlanacağından iflas masası ile ilgili davalarda taraf da, müflis değil iflas masası olacaktır.

Tapu düzeltme belgesine dayalı olarak açılacak tapu iptali ve tescil davalarında, husumet, kendilerine belgeyi veren ve tapuda da adına pay oluşana yani Hazineye karşı yöneltilebilir.

Vakıf şerhinin tapuya işlenmesi istemine ilişkin bir davanın söz konusu olması halinde, vakıf şerhinin olmaması ya da kaldırılmasında yararı olan kişilere husumet yöneltilecektir. Yoksa bu tür davalarda Hazine hasım olamaz.

Mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil istemi bulunan davalarda, husumetin kayıt malikine yöneltilmesi yeterli olup, ayrıca önceki maliklere veya tespit maliki veya mirasçılarına yöneltmeye gerek bulunmamaktadır.

Yolsuz terkin edilmiş bir ayni hakla ilgili açılacak düzeltme davasında kural olarak malik ile birlikte yolsuz terkinden yararlanan diğer sınırlı ayni hak sahipleri de hasım gösterilmelidir. Taşınmaz mülkiyetinin terkin edilmesi ile genellikle buna bağlı olarak bir başka malik adına tescil yapılır. Mülkiyet hakkı yolsuz olarak tapu sicilinden terkin edilen malik, yeni tescilin terkini ile kendi mülkiyet hakkının yeniden tescilini sağlamak için düzeltme davasını, yolsuz tescil ile malik gibi gözüken kimseye, iştirak halinde mülkiyette ortakların hepsine ve müşterek mülkiyette de paydaşların tümüne yöneltilmelidir. Yolsuz terkin edilen irtifak hakkının düzeltilmesinde dava, yolsuz terkin nedeni ile görünüşteki yükten kurtulan taşınmazın malikine karşı açılır. Yüklü taşınmaz üzerindeki sınırlı ayni hak sahipleri ve ayni etkili şerhten yararlananlar da dava edilmelidir. Yolsuz terkin edilen taşınmaz yükünün düzeltilmesinde davalı, görünüşte yükten kurtulan taşınmazın sahibidir. Ayrıca, taşınmaz yükü, bir başka taşınmaz lehine kurulmuş ise yolsuz terkin edilen taşınmaz yükünün bulunduğu yüklü taşınmaz üzerinde başkaca sınırlı ayni hakların ya da ayni etkili şerhlerin bulunması halinde, bunların sahipleri de dava edilmelidir. Bir taşınmaz rehninin yolsuz olarak terkin edilmesi halinde, bunun yeniden tescili isteyen rehinli alacaklı, düzeltme davasını, rehin yükünden kurtulan taşınmaz maliki ile rehnin yeniden kurulması ile tapudaki durumları kötüleşecek olan sınırlı ayni hak sahiplerine yöneltmelidir. Rehinli alacaklı, derece ya da sıra yönünden yanlış bir yere kaydedilmişse, bunun düzeltilmesi için açacağı davada, kendi rehinli alacak miktarını aşmamak kaydıyla almak istediği derecedeki alacaklıları hasım göstermelidir. Tapu kütüğüne şerh edilmiş kişisel hakkı yolsuz olarak terkin edilen kişi, düzeltme davasını, bu yolsuz terkin ile taşınmazı üzerindeki yükten kurtulan malike ve bu terkin ile hak durumları zarar gören sınırlı ayni hak sahipleri ve diğer ayni etkili şerhten yararlanan kişilere karşı açılabilir.7

Yolsuz şerhlerde dava, kural olarak, lehine yolsuz olarak şerh yapılmış kişi veya kişilere karşı açılır. Tasarruf kısıtlamaları yahut geçici tescilin yolsuz olarak şerh verilmiş olması halinde, bu şerhin yapılmasına yol açan ilişkinin bünyesi içinde düzeltme imkanı bulunur.

Tasarruf yetkisi kısıtlaması şerhi hangi makamın emri veya hangi kişinin talebiyle yapılmışsa, kural olarak da terkin de aynı makamın emri ya da ilgili kişinin talebi ile yapılır. Ancak, az da olsa re’sen terkini gerektiren haller bulunduğu gibi, bazı durumlarda mahkeme kararı ile tapu kaydının düzeltilmesi ve bu yolla şerhin terkini söz konusu olabilir.

MK.’nun 1010/B1.-2.maddesine8 göre tasarruf yetkisini sınırlayan şerhlerde, şerh kararını veren mahkeme ya da icra dairesinden yolsuz şerhin, itiraz veya şikayet yoluyla kaldırılması istenebilir, ayrıca düzelteme davası açmaya gerek kalmayacaktır. Bunun yanı sıra, böyle bir şerhin, yetkili olmayan bir makam tarafından verilmesi yahut diğer düzeltme yollarının kullanılma imkanı bulunmaması hallerinde MK.’nun 1025. Maddesinde öngörülen düzeltme davasının açılabileceği kabul edilmektedir. Yine aynı şekilde MK.’nun 1010/b3. Maddesine göre tapu kütüğüne işlenen şerhlerinde düzeltme davasına konu olabileceği ileri sürülmektedir.9

Geçici tescil şerhinin varlığı halinde düzeltme davasına gerek yoktur. Şayet geçici bir tescil şerhi yolsuz olarak terkin edilirse, aynı yoldan yeniden kurulabilecektir. Asıl tescilin yapılması veya geçici tescil şerhi için hakim tarafından süre verilmiş ise, bu sürenin bitmesi ile hüküm sona erecek ve terkini gerekecektir. Söz konusu terkin re’sen tapu memuru tarafından yapılabileceği gibi, ilgililerin talebi üzerine de yapılabilir. Ayni hak iddiasına dayanan geçici tescil şerhinin yolsuzluk yapılmış olması durumunda, asıl davada bu konuda da karar verilmek suretiyle sorun çözülebilecektir.

Haksız olarak terkin edilmiş bir şerhin yeniden yazılması maksadı ile açılacak davada davalı sıfatı malike yöneltilecektir.

Tapu sicilinde yer alan beyanların durumu ise biraz daha farklıdır. Fonksiyonları, taşınmazlarla ilgili bazı fiili ve/veya hukuki durumlara ya da zaten mevcut bulunan bazı haklar aleniyet sağlamakta ibarettir. Bununa birlikte, bazı hallerde üçüncü şahısların iyi niyetini de bertaraf etmektedir. Kural olarak, beyanlarla ilgili tapu sicili işlemlerinin ayni haklar üzerinde etkisi bulunmadığından yolsuz bir beyanın MK.’nun 1025. Maddesinde öngörülen dava ile düzeltilmesi talep edilemez. Fakat, ayni haklar üzerinde etkili olan, ayni hak sahipliğini doğrudan veya dolaylı olarak etkileyebilen beyanlar da bulunmaktadır. İşçi ve yüklenicinin işe başlama tarihleri ile davacı sıfatını açıklarken yer verdiğim gibi 4722 Sayılı Yürürlük Kanunu’nun 18. Maddesi ve TST’nün 62. Maddesi bunlardandır. Eski hukuktan intikal eden ayni hakların beyanının yolsuz olarak işlenmiş olması halinde açılacak düzeltme davası, bu beyandaki hakkın sahibine karşı yöneltilmelidir. Bu ayni hakların yolsuz olarak terkin edilmesinden dolayı açılacak olan düzeltme davasında ise, bu yolsuz terkin nedeniyle yükten kurtulan taşınmazın malikine, bu terkin ile yarar sağlayan sınırlı ayni hak sahiplerine, ayni etkili şerhten yararlananlara ve varsa bu terkinle yarar sağlayan diğer eski hukuk kökenli ayni hak sahiplerine karşı açılmalıdır. Böyle bir beyanın terkininden haklar zarar görecek olan, intifa veya rehinli alacak hakkı sahipleri de hasım gösterilmelidir. İşçi ve yüklenicinin işe başlama tarihi ile ilgili düzeltme davası, düzeltmeden dolayı hakları olumsuz etkilenebilecek hak sahiplerine karşı açılmalıdır. Beyanlarla ilgili olarak değinilmesi gereken son nokta ise; hepsini kapsayan bir kural belirlenmesi mümkün olmadığından her birinin niteliği ve yolsuzluğun meydana geliş biçimine göre MK.’nun 1025.,1026. Ve 1027. Maddelerinde yer alan düzeltme yollarından birinin uygulanabileceğidir.

 

Yetkili ve Görevli Mahkeme

Tapu sicilinin düzeltilmesi davası taşınmazın aynına ilişkin bir davadır ve yetkili mahkeme 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 12. Maddesine göre belirlenecektir. (Mülga 1086 Sayılı HUMK.’nun 13. Maddesi) HMK.’nun 12. Maddesi şöyledir;

“Taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir.

İrtifak haklarına ilişkin davalar, üzerinde irtifak hakkı kurulan taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılır.

Bu davalar, birden fazla taşınmaza ilişkinse, taşınmazlardan birinin bulunduğu yerde, diğerleri hakkında da açılabilir.”

Bu durumda, bu davalarda yetkili mahkeme taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Ancak birden fazla taşınmazın varlığı halinde, bir tanesinin bulunduğu yer mahkemesinde dava açılabilecektir. Burada belirtilmesi gereken husus, HMK.’nun 12. Maddesi kamu düzenine ilişkin olduğundan kesin yetki söz konusudur ve taraflarca aksi yönde bir anlaşma yapılamayacağı gibi hakim tarafından re’sen dikkate alınacaktır.

Düzeltme davası görevli mahkeme açısından incelendiğinde ise, bu tür davalarda görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir.

Aile konutuna ilişkin davaların varlığı halinde özel mahkemeler olan aile mahkemeleri görevlidir.

 

 

Davada Harç ve Vekalet Ücreti

Harç

  • Başvurma Harcı

 

Başvurma harcı, her yılbaşından geçerli olmak üzere tespit ve ilan edilen ve Harçlar Kanunu’na bağlı tarifede yazılı olan, dava açılırken davacı tarafından peşin olarak ödenen maktu bir harçtır. Buna göre, düzeltme davasının ikamesinde de başvurma harcı Harçlar Kanunu’na bağlı (1) sayılı tarifenin A/1 bölümünde gösterilen bedel ile davacı tarafından karşılanacaktır.

  • Karar ve İlam Harcı

 

Karar ce ilam harcı maktu ve nisbi olmak üzere iki çeşittir. Konusu belli bir değer ile ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde kural olarak, hüküm altına alınan anlaşmazlığa konu değer üzerinden binde elli dört oranında karar ve ilam harcı alınır.

Tapu kayıtlarının düzeltilmesi davasında ise, gayrimenkulün aynına ilişkin bir dava olduğundan değer ölçüsüne göre nisbi esas üzerinden karar ve ilam harcı alınır.

Vekalet Ücreti

Tapu kayıtlarının düzeltilmesi davaları kural olarak, nisbi vekalet ücretlerine tabidir.

Gayrimenkulün aynına ilişkin davalarda, ki düzeltme davaları da bu türdendir, keşfen saptanan değer, dava dilekçesinde gösterilen değerden fazla çıkarsa, fazla değerin nisbi tarife üzerinden noksan olan harcı tamamlattırılmalıdır. Noksan harç bu şekilde tamamlattırılırsa vekalet ücreti de keşfen saptanan değer üzerinden takdir edilmelidir. Buna karşılık noksan harç tamamlatılmamışsa vekalet ücreti dilekçede gösterilen değer üzerinden takdir edilir.

Şayet gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayalı bir düzeltme davası söz konusu olursa, dava değeri tarafların belirledikleri satıl bedeli olacağından vekalet ücreti de bu bedel üzerinden takdir edilecektir.

Dava Hakkının Zamanaşımına Uğramaması

Tapu kaydının düzeltilmesi davası, ayni nitelikte bir dava olduğundan, zamanaşımına tabi değildir. hk düşürücü bir süre de söz konusu değildir. bu itibarla, her zaman dava açılabilir.

Ancak bu noktada 3402 Sayılı Kadastro Kanunu’nun “Kadastro tutanaklarının kesinleşmesi ve Hak Düşürücü Süre” başlıklı 12. Maddesine de değinmek gerekir. Madde şu şekildedir;

“30 günlük ilan süresi geçtikten sonra, dava kadastro tutanaklarına ait sınırlandırma ve tespitler kesinleşir.

Kadastro müdür tarafından onaylanarak kesinleşen tutanaklar ile kadastro mahkemesinin kesinleşmiş kararları; kesinleşme tarihleri tescil tarihi olarak gösterilmek suretiyle en geç 3 ay içinde tapu kütüklerine kaydedilir.

Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz. Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır.

…”

Maddenin üçüncü fıkrasında yer alan on yıllık sürenin hak düşürücü süre olduğu kuşkusuzdur.

Her ne kadar maddede kamu malı ve özel mal ayrımı yapılmamış olsa da uygulamada ve öğretide baskın görüş kamu malı niteliğindeki gayrimenkuller bakımından uygulanmaması gerektiği yönündedir. Yani 3402 Sayılı Kanun’un 12. Maddesinde öngörülen süre, özel mülkiyete konu olmayan ve özel hukuk hükümlerine tabi olmayan, üzerinde mülkiyet hakkı kurulamayacak devletin hüküm ve tasarrufu altındaki gayrimenkuller hakkında hazine ve ilgili kamu tüzel kişileri tarafından açılacak davalarda uygulanmayacaktır.

Vakıf Şerhi’nin tapu sicilinden silinmesi ya da tapu siciline yazılmasına ilişkin davalarda ise, söz konusu hak düşürücü sürenin uygulanması gerekir. 02.04.2004 tarihli İnançları Birleştirme Kararı’nda da bu konu şu şekilde yer almaktadır.

“………….

Hak düşürücü süre;

Hak düşürücü sürenin kamu mallarına etkisi; hak düşürücü sürenin kamı mallarına etkisi tartışma konusu olmuş ve Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 08.05.1987 gün ve 1986/3 E., 1987/4 K. Sayılı kararı ile “766 Sayılı Tapulama Kanunun 35. Maddesi uyarınca sınırlandırılan taşınmaz mallar hakkında aynı kanunun 31/2. Maddesinde öngörülen on yıllık hak düşürücü sürenin uygulanması gerektiği” kabul edilmiştir. Anılan Kanunun 35. Maddesinde yer alan Mera, Yaylak, Kışlak, Otlak, Genel Harman Yeri, Panayır ve Pazar yerleri gibi taşınmazların kişi adına tespit ve tescili halinde, bu tescil açılacak dava 31. Maddedeki süreye tabi olmadan her zaman açılabilecektir. Uygulama da bu doğrultudadır.

Fakat Yargıtay İçtihatları Birleştirme Umumi Heyeti; 26.05.1935 tarih ve 78/6 sayılı kararı ile vakıf malların “ Devlet Malı olmadığı” görüşünü benimsemiştir. Bu bakımdan vakıf malları kendine özgü bir “Sui Jeneris – Kamusal Mülkiyet” türü olarak nitelendirilmesi ve buna bağlı olarak bu mallara Devlet malı niteliği kazandırılması olanağı bulunmamaktadır. Kaldı ki 766 Sayılı Kanunu’nun 35. Ve 3402 Sayılı Kadastro Kanunun 16/B maddesinde sayılan ve kamunun yararlanmasına terk ve tahsis edilen Yaylak, Kışlak, Otlak, Genel Harman Yeri, Panayır ve Pazar yerleri gibi benzeri mallar sadece paftasında sınırlandırılmakla ve özel işlenmekle yetinilen, kadastroca hukuki durumu saptanamayan ve tapu siciline tescil edilmeyen taşınmazlar olması nedeniyle Hazine ve ilgili kamu tüzel kişileri tarafından bu tür taşınmazlar için açılan davalarda 3402 Sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. Ve 766 Sayılı Tapulama Kanunu’nun 31/2. Maddeleri uygulanmaz. Zaten bu gibi yerler kişiler adına tespit ve tescil edilse bile, bu husus “yolsuz tescil” oluşturacağından her zaman bunlar için tapu iptali davası açılması mümkündür. Vakıf şerhi ile ilişkilendirilmeleri düşünülemez. Öte yandan “Kamu Malları” başlığını taşıyan 3402 Sayılı Kanun’un 16. Maddesinde sayılan kamu malları arasında vakıf mallarına yer verilmediği açıktır. Bunun dışında, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Umumi Heyeti ; 03.04.1340 tarih ve 1939/12 E., 1940/65 K. sayılı kararı ile “icareteynli ve icare-i mukataalı vakıf yerleri kira alacakları beş yıllık zamanaşımına tabi” olduğunu benimsemiştir. Bu kararlardan da vakıf mallarının Devlet malı olduğunu sonucuna varılmalıdır.

Değerlendirme;

İçtihat ayrılıklarına neden olan 3402 Sayılı Kanun’un 12/3. Maddesi ile ilgili hükümet gerekçesinde de açıkladığı üzere “… kadastro işlemlerinin eski olaylara dayanılarak süresiz olarak askıda bırakılmasının kamu düzenini ters yönde etkileyeceği ve kamu zararı doğuracağı gerçeğinden hareketle kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak dava açılamayacağı” esası getirilmiştir. Getirilen böyle bir ilke ile mülkiyet hakkı değil, sadece hak arama özgürlüğü ve başvuru hakkı kısıtlanmıştır. (Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.1991 tarih ve 1991/9-36 sayılı, 3402 Sayılı Kanun’un 12/3. Fıkrası iptali isteğinin reddine ilişkin kararı) on yıllık hak düşürücü sürenin uygulanması bakımından kamu ve özel mal ayrımı yapılmamıştır. Vakıflar Kanunu gibi Kadastro Kanunu da bir tasfiye kanunu olup, 12/3. Madde ve fıkrasında vakıf taşınmazlarla ilgili ayrık bir durum getirilmemiştir. Uygulamada ve öğretide baskın görüşün 3402 Sayılı Kanun’un 12/3 fıkra hükmünün kamu malı niteliğindeki taşınmazlar için uygulanmaması gerektiği yönünde olduğu görülmektedir. Ancak, 26.05.1936 tarih ve 78/6 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı ile vakıf malların “Devlet Malı Olmadığı” kabul edilmiş bulunmaktadır. Bu kararından çok sonra MK.’nuna eklenen 81/B (TMK.nun md. 117) maddesinin ve 3402 Sayılı Kanundaki düzenlemenin Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararında benimsenmiş olan görüşü ortadan kaldırıcı nitelikte bulunmadığı kabul edilmektedir.

VK.’nun 26, 27, 28, 29, 30 ve 31. Maddeleri mukataalı ve icareteynli vakıf mallarının tasfiyesine yönelik olup, bir yandan bu tür vakıfların yeniden kurulması yasaklanırken, diğer yandan önceki hukuk döneminde kurulmuş olan bu türden vakıfların sona erdirilmesi amaçlanmıştır. O halde bu tür vakıf taşınmaz mallar kamu malı niteliğinde kabul edilse idi, hiç kuşkusuz bunların doğrudan Devlet mülkiyetine geçmesini sağlayacak bir düzenleme getirmesi gerekir. 2762 Sayılı VK.’nun 29. Maddesinde açıklanan taviz bedeli; bugünkü hukuk karşısında gerek uygulamada ve gerekse öğretide “taşınmaz yükü” olarak nitelendirilmektedir. (TMK.’nun md. 839, MK.’nun md. 764) ancak taviz bedeli nedeniyle mevcudiyeti kabul edilen taşınmaz yükünün, TMK.’nun 731. (MK.’nun 657.) maddesi kapsamında bir yasak kısıtlama sayılmasına olanak yoktur.

2762 Sayılı VK.’nundan çok sonra yürülüğe giren 3402 Sayılı Kanunun 12/3. Fıkrasında öngörülen on yıllık hak düşürücü süre, en geniş ve kapsamlı “ayni hak olan mülkiyet hakkının bile ortadan kaldırılması sonucunu doğururken mülkiyet hakkında oranla daha çok dar kapsamlı, çok daha az yetkileri içeren bir sınırlı (fer’i) ayni hak olan taşınmaz yükünün hak düşürücü süre dışında kaldığının kabulüne olanak bulunmamaktadır.” Zira çoğun içinde az da vardır.

Açıklanan bu somut ve hukuki olgular karşısında 3402 Sayılı Kanunun 12/3. Fıkrasında öngörülen on yıllık hak düşürücü sürenin vakıf taşınmaz mallar bakımından da uygulanması gerektiği sonucuna varılarak İnançların Yüksek Hukuk Genel Kurulu, Birinci ve Onyedinci Hukuk Daireleri kararları doğrultusunda birleştirilmesine karar verilmesi gerekir.

Sonuç;

Vakıf Şerhinin Tapuu Sicilinden silinmesi ya da Tapu Siciline yazılmasına ilişkin istemleri içeren davalarda 3402 Sayılı Kadastro Kanunun 12/3. Maddesinde öngörülen on yıllık hak düşürücü sürenin vakıf taşınmaz mallar bakımından da uygulanması gerektiğine” 02.04.2004 tarihinde yapılan ilk toplantıda üçte iki çoğunlukla karar verildi.”

MK.’nun 712. Maddesi; “Geçerli bir hukuki sebep olmaksızın tapu kütüğüne malik olarak yazılan kişi, taşınmaz üzerindeki zilyetliğini davasız ve aralıksız olarak on yıl süreyle ve iyi niyetle sürdürürse, onun bu yolla kazanmış olduğu mülkiyet hakkına itiraz edilemez.” 1023. Maddesi; “tapu kütüğündeki tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur”, 2/2. Maddesi ise; “bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” demektedir. Bu maddelerin değerlendirilmesiyle şu sonuca varmak mümkündür: yolsuz kayıt sahibi gözüken kişiler, olağan zamanaşımı ile dava konusu hakkı kazanmış olursa veya üçüncü bir kişi yolsuz olan kayda dayanarak iyi niyetli bir ayni hak kazanımında bulunmuşsa artık 1025. Maddeye dayanarak düzeltme davası açılamayacaktır. Hakkın kötüye kullanılmasının söz konusu olması halinde ise, yine bu dava açılamayacaktır.

Ayni etkili şerhten yararlanan bir kimse, bu şehrin yolsuz olarak terkin edilmesi durumunda düzeltme davasını şerh süresi için açmalıdır.

İspat

MK.’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” Hükmüne yer verilmiştir. Bu kural doğrultusunda değerlendirildiğinde düzeltme davasında ispat yükü davacı üzerindedir.

Tapu kayıtlarının doğruluğu asıl, yolsuzluğu ise istisnadır. Bu nedenle, tescilin yolsuz olduğunu veya hakkının tapu kütüğünden haklı bir sebebe dayanılmadan terkin edildiğini ileri süren davacı bu iddiasını genel ispat kuralları çerçevesinde ispatlamak durumundadır. İyi niyetle ayni hak kazanan üçüncü şahıs, 1023. Maddede yer alan iyi niyet karinesinden yararlanacak, aksini ispat eden kimse ise karineden faydalananın kötü niyetli olduğunu ispatlamak durumunda kalacaktır. Bu durumda, kötü niyet her türlü delille ispatlanabilecektir. Bunun yanında, şayet somut olaydan da açıkça anlaşılabiliyorsa hakim bunu re’sen dikkate alabilecektir.

Düzeltme davasında, davalı da bazı savunma yollarına başvurabilecek, örneğin; iyi niyetle hakkı iktisap ettiğini, mülkiyeti olağan zaman aşımı yolu ile kazandığını, davacının gerçek hak sahibi olmadığını ileri sürebilecektir.

Düzeltme Davasında Hüküm ve Hükmün Etkisi

Yapılan yargılama neticesinde mahkeme, davacının gerçek hak sahibi olup olmadığını esasa ilişkin bir hükümle karara bağlayacak ve davanın kabulüne yahut reddine hükmedecektir. Dava sonunda, uyuşmazlığı esastan çözümleyecek şekilde verilecek olan karar kural olarak, bir tespit hükmü niteliğinde ve kurucu değil açıklayıcı mahiyette olacaktır.

MK.’nun 1023/2. Maddesi; “Edinen kimse, kanun hükmüne, kesinleşmiş mahkeme kararına veya buna eşdeğer bir belgeye dayanıyorsa, bu beyana gerek yoktur.” Demektedir. Tapu kadının düzeltilmesine dair verilen karar bu madde hükmüne göre tapu kaydının düzeltilmesini sağlayacak, sicilde hak sahibi olarak gözüken kimsenin beyanına gerek kalmaksızın düzeltici tescili veya değişiklik ya da terkini gerçekleştirebilecektir. Tapu kaydında yer alan görünürdeki hak durumu ile gerçek hak durumu arasındaki çelişkinin giderilmesi için, kesinleşen mahkeme kararına göre, tapu idaresi tarafından, tapu düzeltici tescilin yapılması gerekmektedir.

Düzeltme davasında, davacı lehine bir ayni hak tesis edilemez. Taşınmaz üzerindeki gerçek hak sahipliğinde bir değişiklik olmaz, yalnızca tapu kütüğündeki yolsuz kayıtla gerçek hak durumu arasındaki farklılık giderilerek, davacının bir ayni hakkı olduğu tespit edilir. Ancak, düzeltmenin yapılmasına kadar geçecek süre içerisinde üçüncü şahısların iyi niyetli kazanımları koruma bulacaktır.

Düzeltmeyi gerçekleştirecek olan tapu memuru, hükmün kesinleşip kesinleşmediğini, taşınmazın kendi tapu sicil bölgesinde bulunup bulunmadığını, hükmün tüm davalıları kapsayıp kapsamadığını, tespite konu hakkın tescile uygun olup olmadığını araştırmak zorundadır.

 

  • Tapu Memurunun Yaptığı Yanlışlık Yüzünden Yolsuzlaşan Kayıtların Düzeltilmesi

 

MK.’nun 1027. Maddesi;

“İlgililerin yazılı rızası olmadıkça, tapu memuru, tapu sicilindeki yanlışlığı ancak mahkeme kararı ile düzeltebilir.

Düzeltme, eski tescilin terkini ve yeni bir tescilin yapılması biçiminde olabilir.

Tapu memuru, basit yazı yanlışlıklarını, tüzük kuralları uyarınca re’sen düzeltir.”

Demektedir. Madde, yanlış tescillerin veya yazım yanlışlıklarının nasıl düzeltileceğini öngörmektedir. Bu kapsamda TST.’nün “Düzeltmeler” başlıklı onuncu bölümünde yer alan 85 ila 88. Maddelerinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Gerek MK.’nun 1027. Maddesi, gerekse TST.’nün ilgili maddeleri beraber değerlendirildiğinde düzeltme konusunda şu şekilde bir tasnif yapılabilecektir;

  • İlgililerin yazılı rızaları ile,
  • Tapu Sicil Müdürlüğü’nce re’sen,
  • Mahkeme kararı ile düzeltme

 

İlgililerin Yazılı Rızaları İle Düzeltme

TST.’nün 85/1. Maddesi; “Kütük üzerinde belgelere aykırı tescil veya yazımın düzeltilebilmesi için ilgililerin yazılı olurunun alınması ve yevmiye defterine kaydedilmesi gerekir.” Şeklindedir.

MK.’nun 1027. Maddesi ve ilgililerin yazılı rızalarına, TST’nün 85. Maddesi ise, ilgililerin yazılı olurlarına yer vermiştir. Bir takım istisnai haller dışında, tapu sicili üzerine işlem yapılabilmesi ilgililerin yazılı istemde başvuruda bulunması, sonrasında da yazılı olurlarının alınması gerekmektedir. Burada ilgililerle ifade edilmek istenen, yanlış kayıttan yararlanan kimseler ve bu yanlış kayda güvenerek hak kazanan şahıslardır.

Ayrıca, TST.’nün 85/1. Maddesinde de açıkça yer aldığı gibi ilgililerin olurunun alınması halinde bu durum yevmiye defterine de kaydedilecektir.

Düzeltme haline ilişkin olarak ilgililerden birinin yazılı olurunun olmaması hali 85. Maddenin 2. Fıkrasında düzenlenmiştir ve bu durumda, müdür, defterdarlık veya mal müdürlüğünden düzeltme için dava açılmasını talep edecektir.

Tarafların yazılı olurlarını içeren anlaşmanın resmi şekilde yapılıp yapılmaması gerektiği konusu doktrinde tartışmalıdır.

Şayet terkin ile düzelebilecek bir yolsuz tescil söz konusu ise bu takdirde, anlaşmaya gerek yoktur ve tek taraflı terkin talebi yeterlidir.

 

Tapu Sicil Müdürlüğünce Re’sen Düzeltme

Yukarıda yer alan 1027/3. Maddeye göre, tapu memurları basit yazı yanlışlıklarını tüzük kuralları uyarınca re’sen düzeltebilmektedir. Ayrıca, bu düzeltme işlemi her zaman yapılabilecektir, işlem sırasında fark edilmesi şart değildir. ancak, düzeltmenin bu düzeltmeden etkilenebilecek kişilere tebliği gerekmektedir. Söz konusu düzeltme işlemi nedeniyle ayni hakkı zarar gören veya zarar görme tehlikesi ile karşı karşıya kalan kişilerin otuz gün içinde mahkemeye başvurma suretiyle itiraz etme hakları da vardır.

Şayet hata, tescilde değil de tescile esas belgelerde ise, bu takdirde re’sen düzeltme mümkün olmayacaktır.

Yapılan hatalı yazım neticesinde hak sahibi olmuş kişilerin varlığı halinde düzeltme için bunların da yazılı olurları alınmalıdır.

Yapılan yazım yanlışını ya da belgeye aykırı tescili üçüncü şahıslar da öğrenmişlerse yine re’sen düzeltme söz konusu olmayacaktır ve ilgililerin yazılı olurları alınacaktır. Yazılı olur vermekten kaçınmaları halinde düzeltmenin mahkeme kararı ile yapılması gerekecektir.

Başka idareler veya mahkemelerce düzenlenen ve tescil işlemelerine dayanak tescil eden belgelerde ilgili makamlardan kaynaklanan hataların, yine aynı makamların doğru durumu gösterir belgelerine dayanılarak düzeltme gerçekleştirilebilir.

Re’sen yapılan düzeltmelerin nedeni düzeltme siciline yazılır.

Tapu ve kadastro idarelerinin sebep olduğu hataların düzeltilmesinde harç alınmazken, diğer idarelerin ve ilgililerin neden olduğu hataların düzeltilmesi halinde düzeltme harcının ödenmesi gerekir.

Mahkeme Kararı İle Düzeltme

MK.’nun 1027. Maddesinde de açıkça belirtildiği gibi; ilgililerin yazılı rızalarının olmaması halinde tapu sicilindeki hatanın düzeltilmesi mahkeme kararına bağlıdır. Yine aynı madde gereğince bu düzeltme; eski sicilin terkini yahut yeni bir tescilin yapılması sureti ile gerçekleştirilebilir.

Söz konusu maddenin, yazımda bir yanlışlık, tescilin belgesine aykırı surette yazılması hallerinde uygulanması gerekmektedir. 1025. Maddeden farklı olarak, açılacak davalarda tescil ve ya terkin işleminin geçerliliği için gerekli olan asli şartlarda herhangi bir eksiklik bulunmamakta, belge ile tescil arasındaki uyumsuzluğun giderilmesi amaçlanmaktadır. 1027. Maddenin, tapu memurunun yazım yanlışlığından doğmasa bile, 1025. Madde kapsamına girmeyen ve düzeltilmesi gereken tüm durumlarda uygulanmasının mümkün olacağı sa savunulmaktadır.10

Ayrıca, yine 1025. Maddeden farklı olarak 1027. Maddede tapu memuru da mahkemeden düzeltme isteyebilmektedir. Bu durumda, ilgililerin mahkemeye başvurması ve Tapu Sicil Müdürlüğü’nün mahkemeye başvurması hallerini ayrı ayrı incelemek daha açıklayıcı olacaktır.

  • İlgililerin Mahkemeye Müracaatı

 

TST. Uyarınca yazı hatalarının düzeltilmemesine ilişkin tapı memuru tarafından dava açılmaması halinde ilgililerin dava açması mümkündür. Uygulamada da bu tür davalara sıkça rastlanılmaktadır.

Yanlış yazımlardan kaynaklanan düzeltme davalarında, belgeye aykırı yazım veya tescil kimin lehine yapılmışsa kural olarak husumetin de ona yöneltilmesi gerekir. Bunun yanı sıra, yanlış yazımın düzeltilmesinden dolayı hakları etkilenecek olanlara ve bu yanlış yazımın düzeltilmesine yazılı olur vermeyen ilgililere de yöneltilmesi gerekecektir.

Ancak, yapılan yanlışlık kimsenin lehine bir hak doğmasına neden olmamışsa ve memur bu düzeltmeyi yapmadığı için davayı açmaya mecbur kalınmışsa, dava Tapu Sicil Müdürlüğü’ne karşı açılacaktır.

 

  • Tapu Sicil Müdürlüğü’nün Mahkemeye Müracaatı

 

Gerek MK.’nun 1027. Maddesi gerekse TST.’nün 85. Maddesi değerlendirildiğinde, belgeye aykırı yazımın veya tescilin düzeltilmesi için ilgililerin yazılı olur vermemesi ve hiç birinin düzeltme için mahkemeye başvurmamış olması halinde Tapu Sicil Müdürlüğü’nün yanlışlığı mahkeme kararı ile düzelttirmesi gerekir.

Tapu Sicil Müdürlüğünce yanlışlığın düzeltilmesi gerçekleştirilmeli ve buna ilişkin dava, hazine avukatlarınca açılmalı ve takip edilmelidir. Bu nedenle ilgililerin yazılı olur vermediği hallerde, tapu sicil müdürünün belgelerini de eklemek suretiyle mal müdürlüğü veya defterdarlıktan düzeltme için dava acımasını talep etmesi gerekir. Ancak, Hazine avukatının bulunmadığı yerlerde tapu sicil müdürünün dava açma ve açılan bir davada idareyi temsil etme yetkisi vardır.

Tapu sicilinin düzeltilmesi davasının açılması halinde buna ilişkin kaydın kütük sayfasının beyanlar sütununa kaydedilmesi gerekir.

Bu şekilde bir dava açılması halinde de talep edilecek olan yine ilgililerin açacağı davada olduğu gibi yalnızca belgesine aykırı olarak yapılan tescil, tadil ve terkin ile yazım yanlışlarıdır.

Düzeltme Şekli

TST.’nün “Düzeltme Şekli” kenar başlıklı 88. Maddesi şu şekildedir;

“Yanlış yazım okunacak şekilde kırmızı mürekkepli kalemle çizilir ve ilk boş sütuna doğrusu yazılır.

Kazıntı, silinti, satır aralarına veya sayfa kenarına çıkıntı veya kayda ek yapılmak suretiyle yapılamaz.

Yevmiye defterine kaydedilerek yapılan düzeltmelerde tarih ve yevmiye numarası, düzeltmeler siciline kaydedilerek yapılanlarda ise bu sicilin numarası düzeltilen işlemin üzerine yazılır. Düzeltme ile ilgili maddeler taşınmaz mala ait dosyada saklanır.”

Madde düzeltmenin nasıl yapılması gerektiğini açıkça düzenlemiştir. Son fıkrada geçen dosya ise Tüzüğün 99/1. Maddesinde açıklanmıştır; “Her taşınmaz için bir dosya açılır ve dosya üzerine mahalle veya köyü ile kütük sayfası, ada ve parsel numarası yazılır.”

 

  • HAKTA MEYDANA GELEN DEĞİŞİKLİK NEDENİYE GERÇEĞİ YANSITMAYAN TESCİLLERDE DÜZELTME

 

Hakta meydana gelen değişiklik nedeniyle gerçeği yansıtmayan bir durumun ortaya çıkması halleri; tapu sicili dışında yeni bir hak kazanılması, ayni hakkın kütük dışı bir başkasına geçmesi ve sicil dışında sona ermesi şeklinde karşımıza çıkabilmektedir.

Taşınmazların tamamen ve sürekli olarak yok olması, sel baskını gibi, ile üzerindeki mülkiyet ve diğer haklar son bulur. Bu durumda tapudaki kaydın şeklen dahi bir değeri kalmayacaktır ve yapılacak terkin açıklayıcı nitelikte olmaktan öteye gitmeyecektir.

Tapı kaydının dayanağını oluşturan sebebin sonradan geçersiz hale gelmesi durumunda ise, tescilin hukuki dayanağı ortadan kalkmış olacağından, tapu kaydı geçmişe etkili olarak yolsuz tescil durumuna düşecektir. Bu durumda hak sahibinin kadın düzeltilmesi davası açma hakkı doğacaktır.

Ayni Hakkın Kütük Dışında Başkasına Geçmiş Olması Halinde Düzeltme

Ayni hakkın kütük dışında başkasına geçmiş olması nedeniyle hata meydana gelen değişiklik söz konusu yeni hak sahibi tek taraflı tescil talebi değişikliği sicile yansıtılabilecektir. Üstelik bu durumda, tescil kurucu niteliktedir. Bu durumun dayanağı MK.’nun 716/2. Maddesidir; “Bir taşınmazın mülkiyetini işgal, miras, cebri icra veya mahkeme kararına dayanarak kazanan kişi tescili doğrudan doğruya yaptırabilir.”

Ayni Hakkın Kütük Dışında Sona Ermesi Halinde Düzeltme

MK.’nun 1026/1. Maddesi; “Bir ayni hakkın sona ermesiyle tescil her türlü hukuki değerini kaybettiği takdirde, yüklü taşınmaz maliki terkini isteyebilir.” TST.’nün 78. Maddesinin birinci fıkrası; “tapu sicilinde terkin, hak sahibinin veya yetkili makamın istemine ya da mahkeme kararına dayalı olarak yapılır.” , dördüncü fıkrası ise; “Kanunda açıkça gösterilen haller ile şerh edilmiş şahsi haklarda ve tescil edilmiş arzi ve şahsi irtifak haklarında belli bir süre söz konusu ise, bu sürenin dolması halinde taşınmaz mal malikinin istemi üzerine de terkin işlemi yapılabilir.” Bu maddelerin beraber değerlendirilmesinden ortaya çıkacak sonuç, tescilin hukuki değerinin yitirmesi, taşınmaz üzerindeki mülkiyet ve diğer ayni hakların sona ermesi hallerinde tapu kayıtlarında terkin işlemi ile yapılacak düzeltmelerdir. Konuya ilişkin MK.’nunda da pek çok hüküm mevcuttur.

İlgili hükümler uyarınca gerçekleşecek kütük dışı sona erme hallerinde yükümlü veya ilgili taşınmaz maliki tek başına, yukarıda da yer alan 1026/1, madde gereği gerekli düzeltmenin yapılmasını tapu idaresinden talep edebilecektir. Ancak dikkat edilmesi gereken bu talebin yazılı olması gerektiğidir.

MK.’nun 1019.maddesi gereğince, tapu memuru, işlemi yerine getirecek düzeltmeyi yapması halinde ilgilileri haberdar eder ve ilgililerinde düzeltmeye karşı işlemin kendilerine tebliğinin ardından itiraz hakları doğar. 1026. Madde uyarınca itiraz süresi otuz gündür ve mahkemeye yapılır. İtiraz süresinin geçirilmesi halinde, ilgilinin artık 1025. Maddeye dayanarak düzeltme davası açamayacağı kabul edilir.

Bunun yanı sır, hak kütük dışında sona ermiş olup, kütükteki tescil şekli bir değer taşıyorsa ve sona eren ayni hakkın sahibi hakkın terkinine rıza göstermiyorsa veya hakkın terkinini talep etmiyorsa, düzeltme davası açabilecektir.

3 – ÖZEL KANUNLARDAKİ HÜKÜMLERE GÖRE TAPU KAYITLARININ DÜZELTİLMESİ

En başta yer verilen 3402 Sayılı Kadastro Kanunu’nda, 6831 Sayılı Orman Kanunu’nda ve 2510 Sayılı İskan Kanunu’nda tapu kayıtlarının düzeltilmesine ilişkin bir takım hükümler yer almaktadır. Her birine ilgili olduğu konularda ayrıntıları ile değinilecektir.

 

4 – DİĞER KAYITLARDA DÜZELTME

MK.’nunda diğer kayıtların düzeltilmesine ilişkin bir hüküm yer almamaktadır. Bu nedenle her bir kaydın yapısı ve niteliği göz önünde bulundurularak düzeltme yolu belirlenmektedir.

Taşınmazı teşhise yarayan ve tapu kütüğü sayfasının sol üst kısmına yazılan kayıtların, baştan itibaren veya sonradan gerçeğe uymaması halinde, yüz ölçümü ile ilgili kayıt dışında MK.’nun 1027. Maddesi kıyasen uygulanarak tapu memuru tarafından re’sen düzeltilebileceği kabul edilir.11

 

SINIR VE YÜZÖLÇÜMÜ DÜZELTİLMESİ DAVALARI

Düzeltme davasına başvurulan bir diğer hal de sınır ve yüzölçümüne ilişkin yanlışlıklar hakkında karşımıza çıkmaktadır.

Tapu kayıtlarında taşınmazlara ilişkin yüzölçümleri çoğu zaman tahmini olarak kaydedilmektedir. Tapu kayıtları ile gerçek durum arasındaki bu tutarsızlığı çözüme kavuşturmak gerekir. Konuyla ilgili 2644 Sayılı Tapu Kanunu’nun 5520 Sayılı Kanun ile değişik 31. Maddesi şu şekildedir;

“Gayrimenkul malların yüzölçümü tapu sicilinde yazılı miktardan fazla çıkıp da bu fazlalığın bitişik araziye el uzatmaktan ileri gelmediğine ve sınırca da bir değişiklik olmadığına mahkemece karar verilirse sicille karar veçhile kaydolunur.

Mahkeme gayrimenkulün başında incelemeler yapar ve bitişik gayrimenkul maliklerini dinler. Mahkeme kararına, tapu fen memurlarına ve bunlar yoksa yetkili fen memurlarına veya mühendislere yaptırılacak o yere ait harita da eklenir. İtiraz halinde genel hükümler çerçevesinde dava edilir. “

Madde gayrimenkule ait yüzölçümünün tapu sicilinde yer alan miktardan fazla çıkması halinde ne koşulda düzeltme yapılabileceğini açıkça düzenlemiştir.

 

Uygulamada bu tür davalara, “miktar tezyidi davası” denilmektedir. Adı geçen dava ile tapu kayıtlarında yüzölçümündeki eksik ve yanlışlıklar düzeltilebilmektedir.

Taşınmazların kısmi kamulaştırılmalarında, ifraz ve taksimlerinde 5520 Sayılı Kanun’dan yararlanmak zorunlu olmaktadır. 5520 Sayılı Kanuna dayanılarak açılan tezyit davasıyla, bu davaya konu olan taşınmazlara hasren adeta özel bir kadastro yapılmakta ve taşınmazın en azından “hendesi” durumu sağlıklı olarak saptanmaktadır.12

Miktar tezyidi davalarında iyi bir sonuç varılabilmesi için 5520 Sayılı Kanun’da yer alan hususların tam ve eksiksiz olarak uygulanması gerekmektedir.

Kanuna göre bu tür davalarda bütün sınır komşularının dinlemesi zorunludur. Şayet komşulardan bir kaçı hakim önüne getirilemiyor ve dinlemiyorsa, bu durumda hakimin HUMK.’un 230. Maddesi vd. hükümlerinin (HMK md. 169) öngördüğü isticvap yoluna başvurması gerekir. Ayrıca, yine HUMK.’un 234. Maddesi (HMK md. 171) uyarınca isticvap için çıkarılacak davetiyeye gelmediği veya sorulan suallere cevap vermediği takdirde tertip edilen sualleri ikrar etmiş sayılacağı, diğer bir deyişle, komşusu olan davacının taşınmazını belirlemek için gösterdiği sınırlara itiraz etmemiş ve aralarında uyuşmazlık bulunmadığını kabul etmiş sayılacağı tezyit isteğinin kabulüne ilişkin kararın ileride bir mülkiyet uyuşmazlığına kesin hüküm varmış gibi kendisini bağlayıcı hususların yazılması gerektiği, Yargıtay’ın da pek çok kararında yer almaktadır.

3402 Sayılı Kadastro Kanunu’nun 20/D maddesi; “Hazinece, özel kanunları hükümlere göre değişmez ve genişlemeye müsait olmayan sınırlarla miktar üzerinden satılan, tefviz veya tahsis veya parasız dağıtılan taşınmaz mallarda çıkan fazlalık, taşınmaz malla birlikte satış, tahsis ve dağıtım tarihinden itibaren 10 yıl geçmiş ise miktarına bakılmaksızın kayıt sahibi adına tespit edilir.” Şeklindedir ve TK.’nun 31. Maddesine göre açılacak yüz ölçümünün düzeltilmesi davalarında uygulama alanı bulur.

Yüzölçümünün düzeltilmesine karar verilebilmesi için, tapu kaydında belirtilen sınırların, sınırlarda değişiklik olmaması ve bu fazlalığın komşu taşınmazlara el atmaktan ileri gelmemesi gerekir.

Yüzölçümü ve sınır düzeltilmesi istenen tapu kaydının tescil ilamı ve tescil krokisi olduğu anlaşıldığı takdirde, mahkemece tescil krokisinin esas alınması gerekir.

  1. maddeye göre açılacak davalarda aranılan şartları şu şekilde özetlemek mümkündür;
  • Taşınmazın yüzölçümü miktarı daha önce açılan bir dava sonucu değiştirilmiş olmamalıdır,
  • Taşınmazın tapu kaydı tüm geldileri ile birlikte getirilmelidir,
  • Taşınmazın MKÇ’nun 719. Maddesi uyarınca fenni esaslara uygun olarak düzenlenen, gerçek duruma ters düşmeyen bir haritasının mevcut olup olmadığı da araştırılmalı, geçerli bir harita varsa, tapunun kapsamına giren taşınmazın yüzölçümünün belirtilmesinde sınırlara değil haritaya itibar edilmelidir,
  • Tapu kaydında okunan sınırların, değişken nitelikte olmaması, sınırların dağ, tepe gibi istikamet gösteren nitelikte olması halinde kayıtta yazılı miktara değer verilmelidir,
  • Komşu taşınmazlara ilişkin tapu veya vergi kaydının bulunması halinde bu kayıtlar da uygulanarak dava konusu taşınmazı ne şekilde okuduğu saptanmalıdır,
  • Komşu taşınmaz malikleri dinlenmeli bunun için taşınmaz maliklerine davanın niteliğini açıklayan ve yargılamaya katılmadıkları taktirde, davacı ile sınır çekişmesi olmadığını kabul ettiklerini belirtir şekilde açıklamalı davetiye çıkartılmalıdır.

Ayrıca 31. Maddenin dayanak oluşturduğu Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 06.03.2008 tarih ve 2008/1425 E. ve 2008/2763 K. sayılı kararı şöyledir;

“Davacı, tapuda kayıtlı taşınmazların yüzölçümü miktarının düzeltilmesi isteminde bulunmuştur. İsteme konu taşınmaz kayıtlarının sınırlarına baktığımızda dere, derili kariyesi, yol gibi değişken nitelikte ve ayrıca dağ, meşe gibi istikamet gösteren sınırları okuduğu görülmektedir. Bu durumda artık davacıların kayda dayanarak kullanımlarında olan arazinin sınırlarına değil kaydın miktarına değer verilmelidir.

Mahkemece öncelikle taşınmazın sınırlarının değişken ve genişletilmeye müsait olduğu hususunu gözetmemesi doğru görülmemiş kararın bozulması gerekmiştir.”

 

Davada Taraflar

Tapu kaydındaki sınır ve yüzölçümünün düzeltilmesine ilişkin davayı tapu maliki ve mirasçıları açabilir.

TK.’nun 31. Maddesine dayanılarak açılacak davalarda husumet, kaydın tutulmasında sorumlu tapu idaresine yöneltilmelidir. Taşınmazın sınırında tepe, dere, ırmak, orman, mera vb. bulunması hallerinde hazine davalı olarak gösterilmelidir.

Hazine vekilinin bulunduğu yerlerde kanuni temsilci sıfatı ile idareyi temsil edecektir. Hazine bu tür davalarda, doğrudan doğruya hasım olmaz ve Tapu Sicil Müdürlüğü’ne, izafeten hazine hasım gösterilmek suretiyle de dava açılamaz. Ancak, 4353 Sayılı Kanun’un 18. Maddesinin son fıkrası ve 21. Madde uyarınca hazine avukatının bulunmaması halinde bu davaların, idareyi temsilen tapu sicil müdürü ve ilgisi nedeniyle kadastro müdürü tarafından takibi gerekmektedir.

 

 

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Yetki ve görev bakımından daha öncede açıkladığımız gibi HMK.nun ilgili maddeleri uygulama alanı bulacaktır.

 

Davada Harç ve Vekalet Ücreti

Bu tür davalarda harç ve vekalet ücretleri maktu esasa tabidir. Ancak belirtilmesi gereken nokta, Tapu Sicil Müdürlüğü’nün yargılama giderleri ve avukatlık ücretinden sorumlu tutulmadığıdır.

 

TAPU SİCİLNDE AD – SOYADI VE CİNSİYETİN DÜZELTİLMESİ DAVALARI

 

Düzeltme davalarının görüldüğü bir başka alan da, tapu sicilindeki ad – soyad ve cinsiyetin düzeltilmesine ilişkindir. Bu tür davalar, taşınmazların kadastro tespiti veya tapuya tescil sırasında mülkiyet yada diğer hak sahiplerinin ad, soyad, baab adı, cinsiyet, doğum tarihi gibi kimlik bilgileirnin eksik yahut yanlış kaydedilmiş olmasından doğan düzeltme davalarıdır ve kaynağını MK.’nun 1027. Maddesi ile TST.’nün 85. – 88. Maddelerinden almaktadırlar.

Bunların dışında, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün 17.01.1984 tarih ve 1458 Sayılı “Sicil Üzerinde Yapılmış Hataların Tashihi” hakkındaki genelgesinde düzeltme işlemlerinin idari yapılması usulü açıklanmıştır. Bana göre;

  • Malik adının noksan ve yanlış yazılması,
  • Malik soyadının yanlış yazılması veya hiç yazılmaması,
  • Malik baba adının yanlış yazılması veya hiç yazılmaması,
  • Malikin baba adı ile birlikte soyadının yanlış yazılmış olması,
  • Malikin cinsiyetinin mülkiyet hanesine yanlış yazılmış olması,
  • Malik veya baba adı iki isim iken, tek isim yahut tek isim iken iki isim yazılmış olması ya da tek veya iki ismin rumuzla yazılmış olması

Gibi hatalar, idari yoldan düzeltilmesi gerekli hatalar olarak kabul edilmiş ve nasıl düzeltileceği açıklanmıştır. Ancak, belirtmek gerekir ki, bu hatalar hem idari yoldan hem de mahkemeye başvurmak suretiyle düzeltilebilecektir. Uygulamada idari yoldan düzeltmeye pek başvurulmamakta, mahkeme kanalıyla düzeltme yoluna gidilmektedir.

Tapu kayıtlarındaki ad, soyad ve cinsiyetin düzeltilmesine ilişkin davalar, her türlü delille ispat edilebilmektedir.

Yargılama esnasında, dava konusu taşınmaza ait tapu kayıt örneği ile adı, soyadı, baba adı, vb. hususlarda yanlışlık yapılan ve sicil üzerinde ayni bir hak sahibi olanların, taşınmazı iktisap etmesi ile ilgili tapulama veya kadastro beyannamesi tespit tutanağı ve varsa bunların dayanak belgeleri, hükmen tescil varsa buna ilişkin mahkeme kararı, satış, bağışlama varsa bunlara ilişkin akit tabloları, düzeltme söz konusu ise düzeltme kararı gibi kayıt ve belge örnekleri Tapu Sicil Müdürlüğü veya duruma göre Kadastro Müdürlüğünden istenir.13 Bunların yanı sıra hak sahibi kişinin nüfus kayıt örneği de nüfus müdürlüğünden getirtilmelidir. Şayet muris isminin düzeltilmesine ilişkin bir dava ise, veraset ilamına da ihtiyaç vardır.

Taşınmazın tapu kütüğünde yer almayan bir kayıtla ilgili olarak, yeni bir kayıt oluşturulacak şekilde düzeltme kararı verilmemesi gerekir, ki buna örnek oluşturacak nitelikteki bir durum Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 17.11.2005 tarih ve 7042/10092 sayılı kararında yer verilmiştir;

“Davaya konu … parsel sayılı taşınmazın tapu kütüğünde malikin doğum tarihine yönelik herhangi bir bilgi yoktur. Bu nedenle yanlışlığından bahisle yeni bir doğum tarihi ihdası Tapu Sicil Tüzüğü’nün 25. Maddesine uygun düşmez. Mahkemece doğum tarihinin düzeltilmesine ilişkin hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bozulmasına karar verilmiştir.”

Tüm bunların yanı sıra, yanlışlık yapılan tapu kaydı iskanen tesis edilmiş ve yanlışlık iskan kaydından itibaren devam etmiş ise, iskan kaydı idari bir işlem olduğundan, mevcut yanlışlığın idari yoldan düzeltilmeden, iskan kaydına uygun olarak tesis edilen tapu kaydındaki yanlışlığın düzeltilmesi mümkün değildir. Uyuşmazlık Mahkemesi 16.10.1992 tarih ve 38/41 Sayılı kararında;

“İskan tevzi defterinden gelen isim yanlışlığının düzeltilmesi istemiyle açılan davanın temelinde, idari işlemin iptali sorunu bulunduğundan uyuşmazlığın öncelikle idari yargı yerinde çözülmesi gerekir.”

diyerek soruna açıklık getirmiştir.

Yine, toprak tevzi komisyonunca adına tevzi yapılan kişinin adının düzeltilmesi idareye aittir ve idarece ismin düzeltilmesinin ardından mahkemece tapu kaydının düzeltilmesine karar verilebilir.

Kayıtların düzeltilmesine ilişkin davalarda nasıl bir yol takip edilmesi gerektiği yine Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 28.02.2003 tarih ve 619/1189 sayılı kararında açıkça izah edilmiştir. Bu karara göre;

“1. Düzeltilecek tapu kaydı dayanakları ile birlikte getirilmelidir..

  1. Nüfus Müdürlüğü’nden, kayıtta geçen kişi ile aynı kimlik bilgilerine sahip bir başka kişinin kaydının bulunup bulunmadığı sorulmalı, kaydı düzeltilecek kişinin nüfus kaydı, tapu ve dayanakları ile bağlantılı oluşturacak şekilde incelenmeli, gerekirse kök kayıtları da istenmelidir.
  2. Cumhuriyet Savcılığı aracılığıyla, taşınmazın bulunduğu mahalde kayıt maliki ile aynı ismi taşıyan başka kişi bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
  3. Tüm bu araştırmalar sonucu hala kesin bir kanaat oluşmamış ise, tanıklar ve varsa tespit bilirkişileri de taşınmaz başında dinlenerek keşif yapılmalıdır.

Yapılan inceleme ve araştırma sonucu, tapu ve nüfus bilgileri arasında bağlantı sağlandıktan sonra davanın kabulü yoluna gidilmelidir.”

Ayrıca bu tür davalar esnasında taşınmaz malikinde bir değişiklik olmamalıdır. Bu hususa, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 06.02.2008 tarih ve 2008/14-16 E., 2008/111 K. sayılı kararı açıklık getirmiştir;

“Dava, tapu kayıtlarına yanlış yazılan kimlik bilgilerinin nüfustaki kimlik bilgilerine uygun hale getirilmesi istemiyle açılmıştır. Bu tür davalarda amaç tapulama kadastro ya da mahkemece belirlenmiş olsa bile nüfustaki bilgilere uygun düşmeyen maliklerin adı, soyadı, baba adının gerçeğe uygun hale getirilmesidir. Ancak, kimlik bilgileri düzeltimi yapılırken taşınmaz malikinin değişmemesi diğer bir anlatımla haksız mülkiyet nakline neden olunmaması gerekir.”

 

————————————————————————————————

 

1 Yılmaz Zekeriya, Tapu İptali ve Tescil Düzeltme Davaları, 2006 Ankara, Syf 159

2 Oğuzman/Seliçi/Oktay – Özdemir, Eşya Hukuku, 2006 İstanbul, 11. Baskı, Syf 221

3 Yılmaz Zekeriya, age, Syf 160

4 Yılmaz Zekeriya, age Syf 162

5 4722 Sayılı Yürürlük Kanunu md.18; Eski hukuka göre kurulmuş olup da, Türk Kanunu Medenisinin yürürlükte bulunduğu zamanda varlıklarını korumuş olan ayni haklar, Türk Medeni Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra da varlıklarını sürdürürler. Bu haklardan Türk Medeni Kanunu uyarınca kurulması mümkün olmayan, tapu kütüğünün beyanlar sütununa yazılır.

TST. Md. 62; Türk Medeni Kanunun taşınmaz mal sicilleri ile ilgili hükümlerine göre kurulmaları artık mümkün olmayan ayni haklar, taşınmaz malın kütüğünün beyanlar sütununa yazılır. Bu hakların, tasarruf işlemleri, müstakil ve daimi hakların kaydı usulüne tabidir.

6 Kılıç Halil, Gayrimenkul Davaları Cilt 2, 1997 Ankara, Syf 2419

7 Yılmaz Zekeriya, age, Syf 179

8 MK. md. 1010/1; Aşağıdaki sebeplere dayanan tasarruf yetkisi kısıtlamaları tapu kütüğüne şerh verilebilir.

  1. Çekişmeli hakların korunmasına ilişkin mahkeme kararı
  2. Haciz, iflas kararı veya konkordato ile verilen süre
  3. Aile yurdu kurulması, art mirasçı atanması gibi şerh verilmesi kanunen öngörülen işlemler.

 

9 Tekinay/Alpman/Burcuoğlu/Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 1993 İstanbul, Syf 418

10 Hatemi/Serozan/Arpacı, Eşya Hukuku, 1991 İstanbul, Syf 471

11 Oğuzman / Seliçi / Oktay – Özdemir, age., Syf. 224

12 Yılmaz Zekeriya, age., Syf. 1326

13 Yılmaz Zekeriya, Syf 1379